Sayın Adnan Oktar'ın 18 Mayıs 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 18 Mayıs 2017

 

Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne Almamalarının Nedeni Kalite Eksikliğidir

Tayyip Hocam diyor ki “Niye bizi Avrupa Birliği’ne almıyorsunuz?” Israrla bunu söylüyor. Adam asla gerçeği söylemez. Türkiye’yi neden almadıklarını adam söylemez. Yıllardan beri almıyorlar ve almazlar da. Almama nedenleri kalite; bu kadar başka bir neden yok. Buradan adam gidiyor heykele tükürüyor. Ama heykelin dibinde de köfte yapıyor. Tertemiz caddelerde gidip muz yiyor fırlatıp atıyor adam. Bir tek Türkiye için değil bu, Pakistan da bunu yapıyor. Fas, Tunus, Cezayir’de de insanlar Paris’e geliyor falan aynısını yapıyorlar. Oraları çiziyorlar bir şeyler yapıyorlar falan. Mahalleleri, evleri falan temiz olmuyor. Türkiye’nin tabii ki tamamı için geçerli değil ama kalitesiz çok fazla insan var bizde. Kalitesiz evler, kalitesiz sokaklar, kalitesiz sanat anlayışı, kalitesiz müzik anlayışı, kalitesiz yemek anlayışı, kalitesiz kıyafetler, kalitesiz ayakkabılar say say bitmez. Adam bunu görmek istemez.

 

(Trump- Erdoğan görüşmesinin ardından Amerika’dan bir açıklama geldi. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Jonathan Kohen, “Savaş ortamının getirdiği şartlardan dolayı YPG ile bir ilişkimiz söz konusudur. Çünkü Suriye’deki Demokratik Suriye Güçleri Rakka’nın kurtarılmasında önemli bir role sahip. YPG ile ilişkimiz geçici ve taktikseldir” ifadelerini kullandı.)

O doğrudur aslında. Şimdi işin doğrusu Türkiye İsrail’e karşı gibi görünüyor. Avrupa da İsrail gibi demokratik bir ülke istiyor orada böyle rahat edecekleri bir ülke. Bunun da işte bu PKK’lılarla olabileceğine inanıyorlar. Biz bunlara kurdururuz diyorlar benim kanaatim, sonra da bunların kafasını ezeriz, oranın kontrolü bize geçer gibi düşünüyorlar.

Türkiye-İsrail dostluğu olsa, Avrupa dostluğu olsa, ultra modern olsak, çok kaliteli olsak, her yer kaliteli heykellerle, resimlerle süslense, geniş caddeler olsa, bu perişan evler yıkılsa kaliteli güzel yerler yapsak, Avrupa’nın turizm merkezi olsa Türkiye, cennet gibi olsa Avrupa bizi niye kıskansın? Bayram eder Avrupa, bütün herkes bayram eder. Türkiye sanatın kalitenin gerçek merkezi olsun. Avrupa deyince insanların aklına Türkiye gelsin. Nasıl anlaşılmaz? Bak gençler bir an önce Avrupa’ya gitmek istiyor Türkiye’de. Neden bir sorsanıza? Tek nedeni kalite arayışıdır başka bir şey yok. Adama daral geliyor burada bu kadar basit.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Şayet biz ‘aman hiçbir şeye karışmayalım, aman başımızı ağrıtmayalım’ dersek ağrıyacak bir başımız bile kalmayabilir. Bölgemizde yaşanan gelişmeler bir asır önce hazırlanan planların aynen devrede olduğunu gösteriyor.”)

Helal. Bir alkış Tayyip Hocam’a. Bak İngiliz derin devletinin planları olduğunu açıklamış oluyor. Tayyip Hocam’a oyun oynamaya kalkmaları boşa. Yiğitçe aslan gibi mücadelesini veriyor. Bak bu kaçıncı İngiliz derin devletine vuruşu? Açık açık söylüyor artık yani, şakır şakır söylüyor.

 

(Sultangazi’de geçtiğimiz günlerde bir Afgan vatandaşı, mahallenin bir gencini bıçaklayarak öldürdü. Bu olay nedeniyle Afgan uyruklu kişilere toplu saldırılar başladı. HÜDAPAR İstanbul İl Başkanı Erdal Elibüyük konuyla ilgili yaptığı açıklamada, savaştan kaçarak ülkemize gelmiş olan Afganistan, Pakistan ve Suriyeli kardeşlerimize karşı başlatılan taciz, saldırı ve linç girişimlerini endişe verici bulduğunu söyledi. “Masum ve özellikle misafir konumundaki insanlara karşı yapılan saldırı girişimleri telafisi güç, başka mağduriyetlere sebep olabilecektir” diyerek İstanbul Valiliği’ni göreve çağırdı.)

Polise bu konuda biraz daha geniş yetki verilsin. Polis böyle konuları pratik güzel halleder. Ama biraz yetkisini açmak lazım. Böyle densizleri, terbiyesizleri, saygısızları, nefret insanlarını, kin insanlarını dengeleyecek bir tavır gösterebilir polis. En azından polisin belli bir birimine belirli bir yetki verseler iyi olur. Mesela asayişin bir bölümüne belirli bir yetki verilsin. Kanunla açıkça bu belirtilsin. Onların da eli açık olsun. Afganlı kardeşlerimiz, Suriyeli kardeşlerimiz bizim himayemizde. Bir de vatandaşlar da çok iyi korusunlar böyle bir şey olduğunda. Hiç kimse seyretmesin.

 

(“CHP nasıl daha dindar olabilir?” sorusuna cevap)

CHP klasik Ortodoks gelenekçi dindar olsa Türkiye batar Allah esirgesin. Öyle bir şey değil. Tayyip Hoca’nın tarzında ve modern Müslümanlık anlayışını savunması lazım. Yine dekolte hanımlar olsun onlar namazlarını kılsın, modern gençler olsun onlar namazlarını kılsınlar. Allah’tan dinden bahsedilsin. Sahabe döneminin modernliği yani heykel, müzik, resim her şey teşvik edilsin. Allah korkusu, Allah sevgisi de her yerde ayyukta yüksekte olsun. Bu şekilde olursa zaten CHP ezer geçer. Bütün milletin duygularına ram olmuş olur, hepsine güzel bir karşılık vermiş olur millet de CHP’yi bağrına basar. Bunun dışında eski komünist söylemlerle, işte boynuna komünist atkılar atarak komünist bıyığıyla, komünist marşlarıyla falan hiçbir yere varılmaz. Eski o cedelci üsluplarla hiç olmaz.

 

(“Güzel ahlaklı kızlar neden kötü ahlaklı erkeklerle beraber oluyorlar?” sorusuna cevap)

Ama şimdi oradaki ifade çelişik oldu. Güzel ahlaklıysa zaten, güzel ahlakın özelliği, kötü ahlaklı adamlarla görüşmemesidir. Görüşüyorsa o vasfı kırıldı demektir. Ama şöyle diyebilir, yani “temiz görünümlü, efendi görünümlü kızlar neden ahlaksız adamlarla görüşüyorlar” falan denebilir. Onun çeşitli nedenleri oluyor. Bazen mesela Anadolu’dan geliyor, burada yalnız kalıyor. Bir çakal yanına yaklaşıyor. İşte “ben seni korurum” falan gibi konuşuyor. O da başka bir dost göremediği için onunla görüşüyor, yani konuşuyor olabilir. Ki sonunda ciddi bir tehlikeye doğru sürükleneceği belli, bir ihtimal. Ama bu en iyi ihtimalle söylediğimiz. Yani çünkü bir genç kız en titiz olduğu konulardan birisi de kötü ahlaklı kişilerle görüşmemektir. Onu yapıyorsa, en en en iyi ihtimalle biraz da safi kalpli olduğunu düşünerek, bilmediğini düşünerek şahsı tanımadığını düşünerek öyle bir adama yanaşmış olabilir. Yani fazla bilgisi yoktur ama sadece kendini koruyabilir belki diye düşünmüş olabilir.

 

(Büyük Birlik Partisi’nin Kurucu Genel Başkanı rahmetli şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun basın müşavirliğini yapmış, Gazeteci Yazar Şükrü Demir ile bir bağlantı kurdu arkadaşlarımız. Sayın Şükrü Demir, “’Muhsin Yazıcıoğlu’nun ‘Bizim kalemimiz İngiltere’de kırıldı’ ifadesiyle ilgili detayları anlatan ses kaydı var.” Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nu şehit edenlerle darbe günü Sayın Cumhurbaşkanı’na suikast düzenleyen kişilerin aynı kişiler olduğunu, şimdi o kişilerin FETÖ kapsamında tutuklanan kişiler olduğunu söylüyor.)

Allahualem doğru. Çünkü kıskanmışlardır. Çok dürüst, çok efendiydi. İleride lider olur diye çekinmişlerdir. Yani kendi yerlerine geçeceğini düşündükleri adamları feci şekilde ezmeye kalkıyorlardı. Mesela Tayyip Hoca’dan da çok çekindiler. İslam aleminin başına geçer gibisinden. Onu suikastla yok etmeye kalktılar. Benden çok rahatsız olmuşlardı. Tımarhane safhaları, hapishane safhaları, yok kaset bilmem ne falan iftiralarıyla aynı yöntemler. Yani yaptıkları yöntemler hiç farklı değil. Bizde de işte yok Ebru Şimşek kaseti bilmem ne falan diye ortaya çıkmışlardı. Şamata yapmışlardı. Hepsinden beraat ettik. Hepsinin doğru olmadığı anlaşıldı.

 

(“Toplu taşıma araçlarında bayanlar daha nasıl rahat seyahat edebilir?” sorusuna cevap)

Saygıyla olur o. Sevgiyle olur. Merhametle olur. İmanla olur. Yani Allah korkusuyla olur. Şimdi bir genç kız, otobüsün içinde ileri geri. Mesela erkekler geliyor dayanıyorlar bilmem ne falan. Bir kere izzeti nefsine ağır gelmesi lazım bir delikanlının. Oturuyorsun sen, orada o kadın çok mağdur durumda kalıyor. Sen orada bir suç işlemiş oluyorsun manen, yerini vermemekle ona. Değil mi? Bak kendi kız kardeşin olsa titiz davranırsın. Annen olsa titiz davranırsın. O da senin kız kardeşin, annen. Değil mi? Hemen yerini ver. Hürmet et. Teşekkür etmesini de bekleme. “Buyurun” dersin, ilerlersin. Merhametle olur. Şefkatle olur. Bu başka türlü olmaz. Yoksa teknik tedbirlerle olacak bir şey değil.

 

(“Türkiye’deki piknik kültürünü nasıl geliştirebiliriz?” sorusuna cevap)

Türkiye’deki piknik kültürü, ben gelirken yolda koyu dumanlar vardı böyle “ya ne oluyor burada?” Dedim. “Hocam” dediler “mangalcılar geldiler” dediler. Böyle paçalı donlu amcalar falan var atletle falan yere battaniyeler falan sermişler çoluk çocuk oturmuşlar, bir de mangal dumanı, orada da mangal dumanı, orada da mangal dumanı adım başı yani yoğun sucuk kokuları geliyor. Bu tarzda olmaz tabii. Kalite anlayışının bozukluğundan oluyor bu. Adamlar piknik yaptıktan sonra orası savaş alanına dönüyor. Kola kutuları, naylonlar, yenmemiş et parçaları, boş yağ kutuları yani piknik alanı olmaktan çıkıyor çöplüğe dönüşmüş oluyor, dehşet verici bir görünüm oluyor. Yol boyunca da nereye gitsen her yerde rastlanıyor buna. Genel bir eğitim ve genel bir Allah’ın yarattıklarına karşı sevgi seferberliği olması lazım.

 

(“Kuran’da Allah’ın Hz. Adem (as)’e öğrettiği isimler ve Hz. İbrahim (as)’i denediği kelimeler nelerdir?” sorusuna cevap)

Kuran’da konuşmaların tamamı geçmez sadece özet olarak Allah, özetin özeti olarak geçiyor. Birçok konu öyledir. Hz. Adem (as)’e eşyayı öğretti derken pratikte kullanılacak her şeyin isimlerini söylemiştir. Mesela bardak, su, ekmek, yiyecek, insan, kaş, göz, burun yani kısa sürede pratik bir bilgiyle ona dil öğretmiştir Allah, vahiyle Cebrail (as) kanalıyla dil öğretmiştir. Hz. İbrahim (as)’ı da denemiştir, Hz. İbrahim (as) da sorular sormuştur Allah’a, işte ‘Nasıl diriltileceğiz?’ tarzında. Cenab-ı Allah da işte kuşları örnek göstermiştir, “Eğitilmiş kuşları çağır yanına gelirler, Ben de o şekilde insanları çağıracağım yanıma gelecekler” diyor. Yoksa anlattıkları gibi Hz. İbrahim (as) kuşu alıp parçalayıp hayvanı dörde bölüp ayrı ayrı yerlere koyup sonra kuşlar birleşip Hz. İbrahim (as)’ı gelmesi; böyle bir şey yok bu yanlış yani bu uydurma hurafelerden kaynaklanan bir şey. Böyle demiyor Kuran’da, ayette öyle bir şey ifade yok. Kuşları eğitip dört ayrı yere koyup çağırması. “İnsanları da Ben çağırdığımda hepsi gelecekler” diyor o kadar, kuşlar gibi ama burada benzetilen insanlar Allah’a gelirken uçarak geleceklerdir, benzeme yönü odur. Uçmanın nasıl olduğunu tabii yine ancak o gün onu yaşayan insanlar görecektir. Melekler nasıl uçuyorsa insanlar da uçarak gideceklerdir.

 

(“Teknoloji, iş gücü olarak insanların yerini alıyorken işgücü piyasasındaki bu değişiklikle nasıl başa çıkabiliriz?” sorusuna cevap)

Bu iş gücü konusu zaten insanların lehine, bununla mücadele etmeye gerek yok. İnsanlar çalışmasın, robotlar çalışsın; insanlar okusun, spor yapsın, kaliteli yaşasınlar, birbirlerini sevsinler, imar faaliyetlerinde ve her şeyde tabii ki robotlar çalışsın. İnsanların bedenen çalışması istenecek kutsanacak bir şey değil. İnsanın çalışmaması robotların çalışması daha mükemmel, daha güzeldir çünkü Kuran’da da buna işaret var. Mesela ahirete gittiğimizde gılmanlar, huriler çalışıyorlar, ağaçlar kendileri çalışır, meyvelerin kendileri çalışırlar; insanlar oturur rahat eder gezer, yer, içerler. Özenen toplumda insanların az çalışması, çalışma saatlerinin az olması kaliteyi gösterir. Mesela sabah yedi, akşam yedi bu kaliteli bir hayatı göstermez. Mesela saat on birde gidersin, üçte çıkarsın bu kaliteli hayatı gösterir, on birden üçe kadar. Mesela İngiltere’de falan birçok yerde öyledir, hayat ileri saatlerde başlar, erken saatte biter o ülkenin medeni, modern, kaliteli olduğunu o gösterir ama Pakistan, Hindistan’a falan gittiğinde on iki saat, on beş saattir çalışma saatleri yahut dokuz saat, on saattir.

 

(“Havuza gidenler için bir tavsiyeniz var mı?” sorusuna cevap)

Havuza gittiğinde insan bazı şeyleri kabul ederek gitmiş oluyor çünkü gidenler genellikle bu neticeleri düşünmüyorlar. Mesela o insanlar havuza girdiklerinde şortlarıyla yahut mayolarıyla giriyorlar üstündeki bütün kirler havuzda yıkanmış oluyor yani cinsel organındaki kirler, vücudunun diğer kısımlarındaki bütün kirler havuzun içine girdiğinde tamamı yıkanmış oluyor. Mantar hastalığı varsa o da yıkanmış oluyor, vücudundaki bakteriler yıkanmış oluyor şimdi tek tek söylemek istemiyorum da insanın aczine ait her şey o havuzun içine girdiğinde yıkanmış oluyor. Orası bir çamaşır makinesi gibi oluyor adeta bu havuzun içi, insanlar havuzdan çıktığında havuzun suyu o insanları yıkadığı su oluyor yani yıkanmış su oluyor. Bir çamaşırın yıkanmasını düşünün oradan kalan atık su olmuş oluyor, insanların da ağzına, burnuna doluyor o su, kulaklarına doluyor, saçlarına, cildine her yerine giriyor bunu kabul ederek havuza gitmiş oluyorlar. Bunu ben tabii anlayamıyorum yani havuzun özel olması gerekir ve havuza girecek adamların özel olarak yıkanması lazım, tamamen yıkanması ve steril olduktan sonra havuza girmeleri gerekir ama öyle bir şey olmuyor.

 

(Ruh sahibi olup olmadığımızı nasıl anlarız?” sorusuna cevap)

Ruh sahibi olup olmadığını şahıs ben denen varlığı bilir yani benim içimde birisi görüyor, benim içimde birisi duyuyor diyebiliyorsa, bu renkli tam renkli, üç boyutlu gören varlığın beyninin içinde bir göz olduğunu görüp hissedebiliyorsa ruhu vardır. ‘Bu duyan kim?’ diyebiliyorsa vardır. Ama bunu anlattığın anda adam bunu anlamıyorsa ki birçok kişide ben görüyorum “sen güzel bir şey anlatıyorsun ama ben anlamıyorum” diyor. Muhtemelen ölü.

 

(“Müslümanların dertlerini, sıkıntılarını ve sorunlarını bir başkasına anlatması yanlış mıdır, doğru mudur?” sorusuna cevap)

Tabii ki anlatacak ama şifa ve çözüm kastıyla. Mesela doktora gider derdini anlatır. Ama mahalle hanımları olur mesela ‘böbreklerim yanıyor kavruluyor’ falan diyor. Adam ne anlar ondan? Onu gidip doktora söyleyeceksin. ‘Kafamın içi zonkluyor yav kopuyor kafamın içi’ diyor. Orada onu doktora söyleyeceksin. O tip şikayet olmaz. İlgilisine söyleyeceksin. Mesela sokakta su patlamış bas bas bağırılmaz balkona çıkıp, onu belediyeye telefon açarsın söylersin gelip yaparlar. İlgili kişiye çözüm amacıyla söylemek ibadet olur. Ama şikayet kastıyla, yakınma kastıyla olursa bu haram olur. Çünkü Allah’ı şikayet etmiş oluyor haşa. Olmaz.

 

(‘Kader seyircisiyiz’ sözünün ne manaya geldiğini bize açıklayabilir misiniz?” sorusuna cevap)

Kader bizim önümüzde ekranda akar sürekli, şu an elips bir ekran var önümüzde. Bu kader ekranıdır. Bunun bir kaseti vardır öyle düşünün. Bu kaset akışına devam ediyor kaset bittiğinde tık diye atar o kaset biter ve bizim ömrümüz de bitmiş olur. Sonra ikinci aşaması o sonsuz olan kaset devreye girer. Ama kesintisiz devam eder yani kasette bir kopma olmaz. Sadece kısa bir ara gibi görüntü değişikliği olur o sonsuz kaset devreye girer. O da kaderdir. Sonsuz hayatımız da kaderdir, bu da kader. Mesela arkadaş soru sordu kaderinde olduğu için sordu, ben de kaderimde olduğu için cevapladım. Ama bu ekranın içinde onu görüyoruz şu an. O da bu ekranın içinde görüyor. Yani bu ekranın dışına çıkamıyoruz.

 

(Futboldaki fanatizm nasıl olmalıdır?” sorusuna cevap)

Futbolda fanatizm güzel çünkü gençleri onlar heyecanlandırıyor beraber bağırıp çağırıyorlar. Hareketleniyorlar bir heyecan, adrenalin meydana getiriyor ama hakaret, küfür, birbirlerine saldırma bu olmaz. Yoksa hakikaten o heyecan onlarda dinçlik meydana getiriyor bu görülüyor. Oraya gidip de böyle pısırık içine kapalı birisini görmedim ben. Çok dinamik ve canlı oluyorlar. Arkadaşlık ruhunu da güçlendiriyor o. Amigolar hepsini coşturuyor. Yani günleri heyecanla geçmiş oluyor o gün açısından. Fakat birbirlerine kardeşçe yaklaşmaları lazım yani birbirlerine muhalif olmalarını şaka yollu değerlendirmeleri lazım.

 

(“PKK ile ilgili daha başka neler yapılabilirse bu Türkiye bu sıkıntıdan bu beladan kurtulur?” sorusuna cevap)

Bir kere particilik ruhunun kalkması lazım. CHP, AK Parti, MHP, Saadet tek parti gibi hareket etmeleri lazım toplu. Mesela tek bir liderde ittifak etmek lazım o da Tayyip Hoca’da. Yani partisine karşı olabilir, şahsını da eleştirebilir ama liderlik konusunda yani toplu hareket etme konusunda lidere kayıtsız şartsız destek olmak lazım. Sen kolundan çekersen öbürü öbür kolundan çekerse lideri pasifize etmek kime yarar? Etmeye kalkmak yani zaten yapamazsın da. Kime yarar? İngiliz derin devletine yarar. PKK’ya karşı en güzel mücadele onun dinini yok etmektir. Dini Darwinizm, materyalizmdir. Darwinizm’in, materyalizmin üstüne devlet olarak gidersek; dünya tarihinde yok bu zaten. Dünyada yok böyle bir olay. İlk defa olmuş olacak. Yani akıl almaz bir şok yaşar şeytan. Akıl almaz bir şok yaşar, deccaliyet ve dünyadaki bütün deccal yanlıları mahvolurlar.

 

(“Peygamber Efendimiz (sav) böyle bir dönemde yaşamış olsaydı giyim ve kuşam tarzı nasıl olurdu?” sorusuna cevap)

Modern giyinirdi yani bizler gibi giyinirdi. Sarıkla, cübbeyle gezmezdi. Çünkü o devirde sarık ve cübbe yaygın moda olan kıyafetti. Museviler, Hristiyanlar, putperestler, herkes sarık ve cübbeyle geziyordu. Peygamberimiz (sav) de o devrin kıyafetine uygun kıyafet giyindi. Hristiyanların tamamı sarık ve cübbeliydi, Musevilerin tamamı, putperestler, müşriklerin tamamı da sarıklı ve cübbeliydi. O devrin normal kıyafetiydi bu. Peygamberimiz (sav) de o devrin kıyafetine uydu. Dolayısıyla bu devirde de olsa bu devrin kıyafetiyle olurdu, inşaAllah.

2017-06-05 19:13:44

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top